Sunday, July 03, 2005

Ayvalık!!!yaptık bir ayvalık :))

Merhabalar,

İlk defa sizlere bir gezimi mutlu bir sekilde anlatamayacagım. Nedeni ise , hayatımın en önemli iki seyi olan iletişim ve anılara ait makinalarımı caldırdım bu haftasonu ...Ayvalık sarımsaklıda denize girerken , daha doorusu Varlık girerken ben yatıyordum o sırada, adamlar ( serfesizler) iki cep telefonu ve iki dijital makina olan cantamızı yürüttüler. İlk anda saka zannetigim olay Varlık denizden cıkınca netlesti. İnanın Bursadan 5 saatlik yol sonunda geldigimiz Sarımsaklı plajında yarım saat icinde tatilimizin icine edildi diyebilirim. Ara tara, jandarmaya kos, nafile , Türkiyede olur boyle vakalar , gitti mi bir daha geri gelmez diyerek icimizde bu olayı kapatmaya calıstık ancak o da nafile , cünkü giden esyalarımız gercekten yapmak istedigim seyler icin en önemli araclardı.

Neyse , aksam Ayvalıga geldik ve hemen bir pansiyon arayısına koyulduk. İlk gördügümüz tabeladan girdik. Sultan pansiyon , kasabanın iclerinde , eski mimaride bir ev ... Uygun fiyatı bir yana , Ayvalıkta , o eski havayı teneffüs edebileceginiz yegane bir yer. 3 katlı ... temiz odalar ... ve en önemlisi de sonrasında kesfettigimiz , Ayvalıgın sessiz ve sakin manzarasına hakim kucuk terası ... Otur orda sabaha kadar manzarayı seyret ... hatta yat uyu orda :))) Neyse , pansiyonu işleten arkadas da gercekten cok iiydi, zaten sıkıntılı gecirdigimiz bir gunden sonra boyle bir insana ihtiyacımız vardı ...


Neyse aksam cıkıp belediye binasının orda , eskiden bir sinema olan sehir klubunde kofte balık ve bira yaptık. Ne de olsa hayat devam ediyordu.Ancak icim icimi yiyordu. Benim gibi fotograf makinası ve telefonu bu kadar etkin ve cok kullanan bir adama yapılır mıydı bu , Ayvalık bu konuda cok puan kaybetti gözümde , bir daha gelmeyen namert olsun :))) Her yerde olur ama biraz daha güvenlik önlemleri alınabilir.

Sabah kalktık ve direk Sarımsaklı plajına olayı tekrardan sorgulamaya gittik. O arada annemleri aradım , onlar da bu arada Tireboluda kaynarca sahilinde , neyse onları Ayvalıktan biri aramıs ve cantayı bulduklarını söylemis ...Hemen bulustuk ve cantayı aldık. O insanlara burdan tekrar tesekkür ediyorum. Ancak canta tamam da foto , ve telefonlar kus olmuslar tabikii...Neyse artık , ordan da hemen Bursa otobusune bindik , ve bu eglencesinin yanında berbat gecen bu haftasonunu evde son dakika temizligi yaparak bitiriyoruz.... Su an yorgunluktan bitap durumdayım , ve yarın telefon alarmsız nasıl kalkacagımı hesap ediyorum...

Kalın saglıcakla ...

Sunday, June 19, 2005

Adalar Gezisi


Cumartesi gecesini taksimden sonra , mecidiyekoyde Anılın hamam gibi sıcak evinde gecirdikten sonra pazar sabahı kalkma konusunda cok fazla problem yasamadık. Zaten universite sınavından dolayı etrafta velilere yapılan anonslar uykumuzu devam ettirmemizi engelledi.

Apar topar eminonune adalar vapuruna binmek icin mecidiyekoyden yola koyulduk. Gercekten heyecan icindeydik , yalnız havanın bulutlu olması bizi gercekten uzmustu. Ancak kafamıza koydugumuz geziyi yapacaktık. Neyse , Kursatlarında katılmasıyla vapurda kıc tarafındaki genis yerleri kaptık. Onur da son dakika vapura atladı. Bir guzel getirdigi suyundan icitikten sonra buyuk adaya dogru yola koyulduk. Vapurun ici Turkten cok yunanlı doluydu.Sanslı biri oldugum icin hemen iki bayanla konusma fırsatı elde ettim , elimden geldigince Turkiyeyi ve Istanbulu tanıtmaya calıstım.

Neyse sonunda adaya vardık. Hemen bir iki cay ictikten sonra bisikletlerimizi kiralayıp yola koyulduk. Dag tepe, yol bayır demeden...Ancak hamlamıs olacagız ki yorgunluktan fenalık gecirecektim. 2 saatin sonunda baslangıc noktamıza donduk. Anılla bira ve patates muhabbetine basladık. Sonrasında hep beraber midye kalamar yaptıktan sonra wafflelarımızı yedik. Saat 7 ye dogru da Onur ,Kursat , Anıl ve diger arkadaslar İstanbula , ben de Varlıkla Yalovadan Bursaya gittik.

Cok güzel bir gundu , bir dahakis sefere gorusmek uzere...

Sunday, June 05, 2005

ODTUde finaller .... tekrar:))


Sonunda tekrar ODTUdeyim ve , tekrar finallere girecegim , aynı eski gunlerdeki gibi. Eski gunler dedigimime baskmayın , tam olarak 1 sene bile olmadı ama o kadar cok özledim ki ODTUyu , ögrenciliği , yurdumu. Bu haftasonu doya doya gezdim, arkadaslarla sohbet ettim , dolandım durdum...

Herhalde 1 senelik hasretimi yenecek kadar zaman gecirdim Ankarada.Ama insan doyamıyorum, tekrar görüsmek üzere Ankara...

Not1: Foto IT Governance finali cıkısı , (gerci finalden hemen sonra ben database sınavına girdim ) arkadaslarla hocanın etrafında cember vaziyette dersle ilgili sorular cözerken .... mekan , catının direk onu , yani bolumun cıkıs kapısı...
Not2: Bu yazıyı finaller acıklandıktan sonra yazıyorum , dersleri gecmişim hem de 3.25 ortalama ile, bu yaz vur patlasın cal oynasın :)))

Tuesday, May 31, 2005

Mudanyadan askere...

Merhabalar ,

En son 17 mayısta yazmıstık sizlere... Acıkcası o gunle bu gun arasında daglar kadar fark var. Farkı yaratan , 19 mayıs tatilinde 4 gun icerisinde Avrupada yaptıgımız 2800 km ve 4 ulkelik yolculuk. Ayrıntılarını ilerde daha ii bir sekilde anlatacagım ama fotoromana http://www.geocities.com/omurdensss/europe.html linkinden ulasabilirsiniz.

Bu arada bugun ne yaptık. BPS egitiminden sonra , aksam Barıs'ı askere yolcu etmek amacıyla Mudanya ,mutareke bınasının yanındaki Deniz Lokantasında balıklı , kalamarlı bir gece yaptık. Gercenkten cok eglenceliydi. Bir eksik vardı , o da fotograf makinam :) Neyse , yazılarımızla olayı birazcık yasattıysam ne mutlu bana...

İyi geceler , Bursadaki sakin evimden :))

Görüsmek üzere

Thursday, May 19, 2005

Üç Günde Devr-i Avrupa















Tarih 18 mayıs 2005 , Bursada çalışıyorum. Fırsatını bulduğum her anda maceraya atılmayı seven biri olmamdan dolayı , etkilediğim 2 arkadaşımla Avrupada araba kiralayıp bir çevrim yapma konusunda anlaştık. Anlaştık anlaşmasına ama , asıl sıkıntı bu rotanın planlanması , bölge hakkında bilgilerin toplanması ve kısa sürede uğranılacak şehirlerde gerekli yerlerin görülmesi açısından planlamanın yapılması idi. Gitmeden önce , gereken çalışmayı yaptık , hatta nereden nereye ne kadar süreri görebileceğimiz bir de tablo hazırladım. Rotamız şu şekilde olacaktı ; Stuttgart-Strassbourg-Lyon-Marseille-Cannes-Nice-Monaco-San Remo- Genova-Milano-Venedik-Salzburg-Munich ve tekrar Stuttgart. Bu geziyi 18 inden baslayan ve 21 ine kadar devam eden gençlik bayram tatiline sığdırmamız gerekiyordu. Tam bir planlama ve çizelgeleme işi, 3 endüstri mühendisi olarak bu işin altından kalkacağımza inanıyorduk.

18 Mayıs Perşembe günü , Bosch frende aldığımız eğitim sonrasında yola çıkacaktık, ancak dakika bir gol bir. Ben önce evlerimize uğrayacağımızı düşündüğüm için ,1 saat kadar yola geç çıkmak zorunda kaldık. 1 saat gecikme demeyin , dediğim gibi, planlama açısından zaman çok önemli. Neyse sonunda İstanbula doğru yola çıktık. En öenmli sorunlardan biri , rotayı belirlemiş olsak da , hangi yönden yola başlayacağımızdı. Malum Stuttgartın sağından aşağı inersek, Venedike ilk gün varacağız ve gündüz gözüyle bu muhteşem şehri gezme şansımız olacak. Solundan inersek , Lyonu gündüz göreceğiz , Venedik 3. güne kalacak , belki de geç saatte orda olup , şehri tam anlamıyla göremeyeceğiz. Ancak Venedik i önceden görmüş, gezmiş bir kişi olarak , belki de biraz bencilik yaparak , arkadaşları sağdan inmek için çabaladım ve başardım. Zaten , Venediği ilerde bircok kere görme şansımız olur ama Lyon , Marseille için özel bir gezinin ilerde olacağını düşünmüyorum, artı bu bölgeyi hiçbirimiz görmedi. Ana etkileme noktam buydu ve başarılı oldu.

Neyse , İstanbula gece 12 gibi vardık. Uçak saatinde başta karışıklık yaşadık. Ben çok fazla ilgilenmediğim için , kalkış saatini saat 2:00 bilen arkadaşlar havaalanına 12:00 de geldiğmizde geç kalıyoruz diye yakınırken , öğrendik ki, uçak saat 4:00 . Biz de atladık Kadıkoyde şampiyonda kokoreç yemeğe gittik. Gece vakti nerden çıktı bu itek anlamadım. Sonunda havaalanına vardık. Gitmeden önce yaptığımız hesaplarda , havaalanında park ücretinin günlük 15 milyon olmasına göre bir maliyet çıkarmıştık. Ancak , Bursadan geç çıkma, havaalanına erken gelme gibi konularda planlarımızın şaşması gibi burda da yanılmışız. Ama bu avatajımıza olan bir yanılma, öğrendik ki, Sabiha Gökçen de otopark ücretsiz. Tavsiye edilir, muhakkak arabayla gidin.

Sonunda uçağımıza atladık.Anlatmadan geçemeyeceğim. Şu çıkışta 70 milyon , çıkış harcı var ya, bu zamana kadar birçok kere çıktığı halde ödememiş bir insan olan beni , çok ama çok üzüyor. İstemeyen Avrupa ülkeleri için vize alması zaten mesele , bir de ülkemiz çıkışı bu şekilde zorlaştırıyor anlamış değilim. Bunları da gezimize etkili bir maliyet olarak ekledikten sonra Almanyaya doğru yola çıktık. Sabahın erken saatlerinde Stuttgart havaalanına vardık. Malum , planımıza göre hemen ordan araba kiralayıp yola çıkacaktık ki, arabaların hepsinin rezerve olduğunu öğrenince soğuk soğuk terler dökmeye başladık. Gezi , ilk anda suya düşme tehlikesi içinde idi. Almanya uzmanı biri olarak , hemen trene atlayıp ana istasyona gittik. Avrupada, özellikle en önemli ulaşım yerlerinden biri olan tren istasyonlarında araba kiralama ofisleri bulmak muhtemel. Beklenen de oldu , en son kalan , artık dizel araba bulamadık ama olsun , Opel Corsayı aldık.Tek istediğimiz CD çaların olması , yol boyunca doya doya müzik dinlemek. Bu arada yaşanılan sıkıntı , kiralama ofisindekilerin bizden kredi kartı istemesi .Tabi , tek kredi kartı olanın ben olduğumu öğrenince iş başa düştü. Sıkıntılardan birinin de Almanca pratik yapma isteğinde olan benim , sürekli , özellikle de kritik konularda ısrarla Almanca açıklamalar yapmamdı. Onu da başardım , almancamı bir nebze de olsa geliştirdiysem de ne mutlu bana.

Neyse , arabayı bulma da kısa da olsa bir problem yaşasak da , arabayı görünce tam bir şoka girdik. Beklenenin aksine CD çaları var , hatta araba 2005 model ve daha 2000 kmde. Bilmiyor ki, bu Türk gezginlerin elinde hangi kilometreleri görecek. Anında bindik , ben kendime çok güvenemediğim için Serdara verdim arabayı. Bastık , tablomıza göre 2 saat içince Strassbourgda olmamız gerekiyordu. Olduk , ani bir tartışma ortamı , geelim mi gezmeyelim mi ? Gezmeyelim , devam.Ben buraları öncedengördüğüm için sesimi çıkarmadım, Alsas Loren bolgesindeki bu şirin şehrin uzaktan fotoğraflarını çekip yolumuza devam ettik.

İkinci durağımız Lyondu. Sen ve Ren nehirlerinin kesiştiği bu güzel şehirde 2 saat geçirmemiz gerekiyordu. Köprülerle dolu bu şehirde kısa zamanda çok yer görmek için , ben klasik taktiğimi uyguladım. Önce fotoğraf çektirme isteğiyle bir yabancıya yaklaşılır , mutlaka kabul edecektir. Sonrasında , makinayı alırken , küçükten muhabbete girilir, abartılarak “ bizim burda az zamanımız var , acaba bizi gezdirebilir misiniz ? “ diyerek samimiyetin doruklarına varılır. Bu zaman kadar bu taktik çok iyi çalıştı. Neyse , tanıştığımız fransızla beraber başladık Lyonun ara sokaklarındaki kafeleri gezmeye. Malum benim fransızcamı da pratik etmem lazım. Tabi, o kadar kaptırmışım ki , anlaştığımız 2 saati geçirince , arkadaşlar mırıdanmaya başladı. Malum saat de geç olunca , kalacak yer sıkıntısı var. Neyseki arabada kalacağız , ama onun için de güvenilir park yeri lazım. Fransada bu konuda çok sıkıntı çekmedik. Otoban kenarlarında , yeşillikler içinde sürekli bir dinlenme yerleri var. Her dinlenme yerinde , yemek yiyip , bir şeyler içebiliyorsunuz. Bizim favori yemeğimiz , Croissant ve kahve . Kalmanın yanında , yemeği de ucuza getirmiş oluyoruz, acaba ne kadar dayanacağız.

Neyse, geceyi dinlenme yerlerinin birinde geçirdik. İyi ki , arabada 4 kişi değildik , bir ara paralar 4 e bölünsün diye de düşünmedim değil , ama gerçekten çok zor olurdu. Kalktığımzda camlar buğ içindeydi. Kahvaltımızı favori yemeğimizle yapıp , yola çıktık. Durağımız Marseille idi. Burası trafiği sıkışık , kaldırımlara bile arabaların park ettiği , Kuzey afrika ülkelerini andıran bir şehirdi . İnsanlar yüzleri biraz daha ortadoğulu görüntüsündeydi. Limanda kısa bir gezi yaptıktan sonra buradan ayrıldık. Tabi her gittiğimiz yerde , hatıra eşya , ve biz burdaydık fotosu çektirdik ki , fazlaca kaldığımızı zannetsinler.

Sonraki durak , Cannes . Burayı gelmeden bayağı bir araştırmıştım. Şansımıza film festivalinin olduğu zamana rastlamıştık. Söyle bir sahilde kalabalık içinde dolandıktan sonra, festivalin yapıldığı , kırmızı halılar üstünde ünlülerin geçit yapacağı binanın önünde fotolarımızı çektirdik. Maalesef , çok ama çok ısrar ettiysem de , 3 saat sonra başlayacak geçit törenini izlemek için arkadaşları ikna edemedim. Türk film standına bir merhaba dedikten sonra sıcak, milyar dolarlık yatlarla dolu Cannes sahilinden ayrıldık.

Sıra Nice e geldi .Burayı gerçekten çok merak ediyordum. Ancak planımıza göre burası için çok da vaktimiz kalmamıştı. Sahilinde o kadar çok trafik vardı ki, adım adım ilerleyen trafikte gerçekten çok zaman kaybettik. Ben , öncesinde mayomu giydiğim için , bu güzel sahillerde , hiç yoktan ayağımı soktum fotoğrafı çektirmek için , bir an devam edelim , hiç durmayalım diyen arkadaşları ikna ederek , suyun tuzluluk oranının analizini yapma şansım oldu. Gerçekten tuzlu ...

Yola devam ediyoruz. Dağlarda kıvrıla kıvrıla , güney Fransa sahillerinde Monaco’yu arıyoruz. Buralar Karadeniz otobanlarındaki virajlara benziyordu.Sonuçta Monaco nasıl bir yer bilmediğimiz için , F1 lerden gördüğümüz görüntülerden esinlenerek , ha işte burası deyip, bir ara durduk ve alakasız bir yerin yukardan en az 10 fotoğrafını çektik. Neyseki yine de az hafıza kaybıyla atlattık. 1 saat kadar yoldan sonra o eşsiz Monacoya vardık. Arabayı park ettikten sonra gezimize başladık, bu dağların yamacına kurulmuş şehir-ülkede. İlk başta sokaklarda kurulmuş F1 standları ilgimi çekti. Malum F1 in olduğu bir şehirde olması doğaldıama bu kadarı da fazla değil miydi? Hemen , tabiki fransızcamızı pratik ederekten de görevliye sordum. Hergün burası böyle mi? Yoo, dedi, yarın F1 ısınma turları var. Şok olmuştuk , film festivalinden sonra burda da F1 e rastladık. Gerçekten çok ama çok şanslıydık. Koşaraktan pistin olduğu alana indiğimizde , o kalabalık şaşkınlığımızı ve heyecanımızı iki katına çıkartmıştı. F1 delisi olan arkadaşların varlığı , burada , muhalafet etme şansım yoktu ben de istedim , 2 saati bırak 5 saat kalmamızı sağladı. Sonraki güzergahların hepsi yalan oldu. Neyse , herşeyi tadında bırakmak lazım , yaklaşık 20 kadar Porsche , Cadillac, Ferari ( BMW ve Mercedesleri saymıyorum) gördükten sonra buradan da ayrıldık. Yolda , malum italyaya geçiyor olduğumuz için bir pizzacı da durup , kocaman ve leziz pizzalardan yedik. O kadar yedik ki , gezinin geri kalan kısmında artık , aç gezmezdik.

Yola devam , babamın ısrarla görmemi tavsiye ettiği San Remoya geldik. Geldik , gelmesine ama gecenin 2 sinde , İtalyadaki ilk şehrimizde ne yapabilirdik ki? Gördüğüm en renkli noktada , tarihi bir gasino ve insanlar vardı , bir uykulu fotoğraf çektirip, burda olduğumu da garantiledim.

İtalya, kalacak veya arabayı park edecek yer konusunda biraz daha zorlayıcı bir yer.Nereye girsek , kamyonlar dolu. Malum , Türkiyeden bir önyargıyla haraket eden kişiler olarak , dinlenme yerlerini pas geçe geçe , saati 3:30 ettik. Artık uyumamız gerekiyordu. Artık , görüntüsüne bakmadan , park edip, güzel bir uyku çektik.

Sabah , kahve ve Croissant .Yollar bizi bekliyor. Monacoda kaybedilen saatleri kazanmak adına , sahil yolu yerine , otobanı seçince , birçok güzelliği görmeden hızlı bir şekilde harakete başladık. İlk durak Genova , burasını ziyaret ettirmek için inanın yarım saat dil doktüm. Ama o güzellikleri görünce onlar da bana hak verdiler. Kocaman bir liman , daracık italyan sokakları, hepsinin açıldığı su gösterilerinin yapıldığı kocaman bir meydan. Eşsiz bir güzellik. Hemen bır foto , ve yola devam.Sinirler iyice kızışıyor, malum her geçen saat Venedike varış saatini bu son günümüzde geçiktiriyor.Ömürden hadi , çabuk ol!!

Şimdi , yıllardır görmek istediğim şehir Milanodayız. Dünyanın dört büyük katedrallerinin birinin önündeyiz. Restorasyon nedeniyle içini göremiyoruz ama etkilenilmeyecek gibi değil. Sonrasında meydana açılan , o büyük çarşının içine giriyoruz. Tavanlar , tablo gibi. Eşsiz bir sanat eseri. Burada aramızda kısa bir tartışma yaşasak , hatta ayrılsak da , dediğimiz saatte otoparkta buluştuk. Artık baştan beri istenen şehre doğru ilerliyoruz. Venedik...

Saat açısından sıkıntı yaşanmayınca ben de mutlu olmadım desem yaan olur, ta ki şehrin girişine 30 km kala olan yoğun trafiği görünceye kadar. Hava karardı kararacak diye elim yüreğimde. Arabada bir sessizlik , her an biz sana demiştik , buraya daha erken gelecektik diye bir tartışma çıkacak diye korku içindeyim. Neyse hava kararmadan , şehir girişindeki , otoparka arabayı parkedip gezimize başladık. Köprüler , gondollarla gezen insanlar, sokak çalgıcılarıyla kesinlikle değişeyeceğim bir şehir. Hele de , San Marco meydanını gördüm mü, meydanda doyasıya koşasım geliyor. Klasik müziğin doruklara vardığı bu meydan insanı , inanın dinlendirmek ne kelime , alıp götürüyor... O meydanda inanın sadece 2 saati , muhteşem mimariye bakarak geçirdim.
Oratk kara üzerine , artık çok güzel bir yemek yemeğe karar verdik. Malum yolculuğumuzun en önemli ve son duraklarından birindeydik. Paramız da vardı. En iyi restoranlardan birine girdik ve uygun bir menuyu istedik. Tam tamına 19 euro ... Yemek geldi . Yemek dediğim , tabağın içine sokaktan toplanmış ve kaynatılmış otu koymuşlar adeta. Bir de küçük bardakta şarap aldık. İkinci bir tabak daha geldi , bu kısmen tanıdık bir görüntüydü. Makarna üzerinde mantar. Yedik , neyseki oyduk ama giden paralara acımadım değil.

Artık dönüyoruz. Çevrimin dönüşüne Venedikte geçmiş, hatta uçağı yakalama telaşına bile kapıldık. Saat 3:00 gibi , nedeni , labirent gibi Venedik sokaklarında kaybolup , 1 de çıktığımız 2 saatlik yolcuuğun sonunda , sora sora ancak bu saatte otoparka varabildik. Bir dahaki sefere kaybolmayız, aynı yerleri 3 kere geç,nce adım adım öğrendik bu şehri...

Yine arabada kaldıktan sonra, Alplerin içinden Avusturyada Salzburg , Almanyada Müniche kısa bir ziyaret yaptıktan sonra , saat 20:00 gibi , yani uçağımıza 2 saat kala ,Stuttgart havaalanına geri döndük. İşte , tartışmalar da olsa , kısa zamanda çok yeri görme zorluğu yaşasak da , hayatta unutmadığım bir maceraya imza atmış olduk. Bir dahaki sefere , beraber , neden olmasın. Korkmayın tartışmam.

Fotolar icin http://www.geocities.com/omurdensss/europe

Ömürden M. SEZGİN
3

Tuesday, May 17, 2005

Asker geri döndü


Merhaba,

Bugunu de kısaca özetlemek gerekirse. Sabahtan işe gittim, ordan da direk egitim alacagımız mekana dooru yola koyulduk. İnanın o 8 saat nasıl gecti bilmiyorum. Dönüste , Serdar, Sezgi ve ben , yarın baslayacagımız yolcugun kurgu ve planlarına devam ettik. Marseille, Cannes, Monaco , Nice ,San Remo , Genova , Venedik ve Milanoyu kapsayan bir yolculuga adım atacagız yarın. Bayagı bir ayrı kalacagım sizlerden ama dönüste yazacaklarım buraya yetmeyecek.

Bu arada günün en önemli olayına gelince , kardeim Varlık 6 aylık yorucu bir askerligin ardından , Sivastan yurduna , yani Samsuna geri döndü.Bundan sonraki yasamında ona basarılar diliyorum , en ii işleri bulacagına ve en iyi yerlere girecegine hic süphem yok.

Sevgiler saygılar bugunden ...

Not: Su an master ödevlerine ve yarın olacak sınava calısmaya baslıyorum :(((

Monday, May 16, 2005

Tiyatro Grubu Gecesi



Merhabalar,

Bugun gercekten yogun gunlerden biriydi. Sabah yogun bir egitimin ardından , tanıtım cekimleri icin TEF buroda 20 dakika ugrastıktan sonra Tiyatro grubunun yemegi icin Bursa Anadolu Et Lokantasında bulsutuk. Yemek ve ickilerin yanında muhabbette doruklara varmıstı. Bir tiyatrodan bir de bel altı esprilerden :))muhabbet acılıyordu. Gercekten cok keyif vericiydi muhabbet :))) Sonrasında muhabbet ilerledi , Tuncay abi basladı sarkılara ...Türk sanat müziginden nameler... Sonrasında metro yolcugu ve su an evedeyim. İnanın hergunu bu sekilde yazıya aktarmak ne de güzelmiş , bir dahaki yazılarda canlı canlı bulusmak dilegiyle... Ben hep burdayım :))))

Fotolar icin : http://geocities.com/oemuerden/tiyatro.html

Sunday, May 15, 2005

Bursada bir pazar daha....

Merhabalar ,

Gercekten yazılarla hayatı takip etmek , gelecege yasananları aktarmak hem eglenceli hem gerekli. Bu siteye az önce okudugum gazeteden aldıgım linkle ulastım. Umarım devamını getirebilirim :))

Bu arada bugun ne yaptım , sabah kalkar kalkmaz ODTU Bursa grubunun Mahvelde düzenledigi kahvaltıya katıldım , 3 saat sohbetin ardından , online masterım icin gerekli olan ödevlerimi yapmak icin eve geldim. Önce gömlekleri ütüledim , gazetemi okudum simdi de bilgisayar basında bu yeni buldugum sitenin keyfini cıkarmaya calısıyorum....

Ziyaret eden herkese simdiden saygılar sevgiler ...

Ömürden M. SEZGİN